ExAd.me
Wednesday, January 29, 2014
Aydos Tepesi ve mesire yerleri
Aydos Tepesi ve eteklerindeki doğal güzelliklerle bezeli mesire yeri, günlük dinlenme ve aktiviteler için ideal bir atmosfer sunmaktadır. Adını tarım tanrıçası Damatrys'dan alan saha içinden, 537 metreyle İstanbul'un en yüksek noktası olan Aydos Tepesi rahatlıkla görülebilir. Osmanlı imparatorluğu döneminde av alanı olarak kullanılması çam ağaçlarından oluşan ormanının ne denli zengin olduğunu ortaya koymaktadır. 15 dakikalık bir yürüyüşle tırmanacağız yükseltilerin güzelliği bütün yorgunluğunuzu unutturacaktır.
Hele hele akşam vakti, adalar üzerinde güneşin batışını seyretmek hiçbir şeye değişilmez. 4 farklı giriş bölümü bulunan 6620 dönümlük mesire yerindeki gölet, çevresindeki ekolojik bütünlük küçük bir Uzun Göl manzarası oluşturmaktadır. Piknik sahaları, büfesi ve koşu parkurları oldukça bakımlıdır. Ulaşım: E-5 ve TEM bağlantılarıyla Kartal-Yakacık ve Sultanbeyli istikametlerinden rahatlıkla ulaşılabiliyor. Ayrıca, toplu taşıma araçlarında da yararlanılabilir.
Kategori:İstanbul Mesire Yerleri
Adres:Yakacık Yeni Mah Üst Sok No:6 Kartal İstanbul
İstanbul Florya Tematik Akvaryum
Dünya denizlerinde yaşayan balık türlerinin içinde bulunduğu, kendi türündeki akvaryumlarla kıyaslandığında; gezi güzergahı, temalandırma, interaktiflik, yağmur ormanı ve yeni nesil teknolojisiyle dünyanın en yenisi…
İstanbul Akvaryum; hacmiyle, içerisinde barındırdığı canlı çeşidiyle, gezi güzergahlarındaki aktiviteleriyle dünya çapındaki tüm akvaryumlar içerisinde önemli bir konuma sahiptir. Kendi alanında ‘ilk’leri ve ‘en’leri olan bir proje.
Ziyaretçiler, coğrafi bir rotayı takip ederek Karadeniz ile başlayan ve Pasifik’e kadar uzanan toplam 16 tema ve 1 adet yağmur ormanından oluşan güzergahta yolculuk yapmaktadırlar.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İstanbul Akvaryum’un ortak yatırımıyla Florya sahilinde inşa edilen dünyanın en büyük tematik akvaryumu İstanbul Akvaryum, ziyaretçilerden büyük ilgi görüyor. 22 bin metrekarelik alanda 16 farklı temayla projelendirilen İstanbul Akvaryum, 1.2 kilometrelik gezi parkuru, 1.500 türde canlı çeşidi, 6.800 metreküp su kapasitesi ve 1.000 metrekarelik Yağmur Ormanı alanı ile adından söz ettiriyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İstanbul Akvaryum’un ortak yatırımıyla Florya sahilinde inşa edilen ve Haziran ayı sonunda açılan dünyanın en büyük tematik akvaryumu İstanbul Akvaryum, İstanbul’un yeni cazibe merkezi olmaya aday... 22 bin metrekare büyüklüğe, 6.800 metreküp su kapasitesine, 1.2 kilometrelik gezi parkuruna ve 1.000 metrekarelik büyüklüğüyle rakipleri içerisindeki en büyük Yağmur Ormanı alanına sahip İstanbul Akvaryum, konsepti ve birbirinden farklı 16 tematik alanı ile eşsiz bir deneyim vaad ediyor. İstanbul Akvaryum’daki konseptin hiçbir yerde benzeri yok... Dünya çapında temalandırma anlamında rakiplerinden farklılaşan, içerisinde yer alan 16 tema ve 1 Yağmur Ormanı ile eşsiz bir deneyim sunan İstanbul Akvaryum, birçok danışmanın ortak ürünü olan ve Madame Tussauds balmumu heykelleri sergisi, Testere 4 filminin seti, Dubai’deki Emirates Mall’da yer alan kayak alanını (Ski Dubai) yapan dünyaca ünlü “Paragon” firması tarafından uygulanan bir konsepte sahip. Ziyaretçilerin coğrafi bir rotayı takip ederek Karadeniz ile başlayan ve Pasifik’e kadar uzanan bir yolculuk yapabildiği İstanbul Akvaryum’daki alanların temalandırmasında o alanın kültürel, tarihsel ve mimari özellikleri, buna uygun dekoratif unsurlar, interaktif oyunlar, filmler ve alan hakkında detaylı bilgilerin verildiği görsel grafikler yer alıyor. İstanbul Akvaryum’da alanların ses ve ışıklandırma sistemleri de bu temalandırmaya uygun olarak düzenleniyor. Böylece ziyaretçilerine hem irili ufaklı 64 adet tankı ve içindeki binlerce çeşit canlıyı görme fırsatı sunan, hem de birçok sürprizi bulunduran bu sualtı dünyası oldukça eğlenceli bir deneyim sunuyor. İstanbul Akvaryum, yeni nesil bir akvaryum...
16 farklı teması ile ziyaretçilerin hiç sıkılmadan dolaşabildiği İstanbul Akvaryum, yeni nesil teknolojisiyle klasik bir akvaryum deneyiminin ötesine geçiyor. İçerisinde yer alan her birimin yeni bir heyecanı beraberinde getirmesiyle ziyaretçilerine ilginç ve eğlenceli bir deneyim vadeden İstanbul Akvaryum; hacmi, içerisinde barındırdığı 1.500’den fazla canlı çeşidi ve gezi güzargahlarındaki aktiviteleriyle dünyanın en büyük tematik akvaryumu olma özelliğine sahip... Her anlamda uluslararası standartlarda ve alanında uzman kişiler tarafından yönetilen ve büyük bir teknolojik altyapıya sahip İstanbul Akvaryum’da yaşamlarını sürdüren canlılar, yerli ve yabancı uzmanlardan oluşan büyük bir akvarist ekip tarafından sürekli olarak gözlemleniyor. İstanbul Akvaryum’da ayrıca canlıların doğal ortamlarına en yakın koşullarda yaşamlarını sürdürebilmeleri için 15.000 metrekarelik bir bakım ve uyum ünitesi de yer alıyor. İstanbul Akvaryum canlıları ile ilgili bunları biliyor muydunuz?
• İstanbul Akvaryum’da yer alan Yağmur Ormanı alanında, anavatanı Güney Amerika olan ve hem suda hem de karada yaşayabilen dünyanın en büyük kemirgeni Capybara da yer alıyor.
• Ana tank içerisinde yaşamını sürdüren Limon Köpekbalığı akvaryumun en büyük canlısı... Ortalama ömrü 25 yıl olan limon köpekbalıkları bu süre boyunca ne dinlenir ne de uyuyurlar. Çünkü bu canlılar yüzdükçe solungaçları sudaki oksijeni vücutlarına geçirebilir, durdukları zaman solungaçları bu işlevi yerine getiremez ve okjisensiz kalıp hayatlarını kaybederler.
• İstanbul Akvaryum’daki kırmızı karınlı piranalar sürüler halinde dolaşır ve avlanırlar, sudaki bir damla kan kokusunu 2 kilometre uzaktan algılayabilirler.
• İstanbul Akvaryum’da Karadeniz alanında görebileceğiniz rus mersinleri dinazorlardan beri günümüze gelen nadir balık türlerindendir, siyah havyarı ile ünlüdür. Rus mersinlerinin iskeletleri kemik ve kıkırdaktan oluşur, kemiksi pulları vardır.
• İstanbul Akvaryum’da zehirli deniz canlıları olan anemonların içinde yaşayabilen nadir balıklardan biri olan palyaço balıklarını da görebilirsiniz. Herhangi bir balık dokunduğunda salgıladığı toksik madde ile zehirleyip içine çeken anemonların salgıladığı zehir dünyada bir tek palyaço balıklarının derisinden geçemez. Palyaço balıkları küçük gruplar halinde yaşar ve popülasyondaki dişi birey ölürse erkeklerden biri dişiye dönüşebilir.
• İstanbul Akvaryum’da görebileceğiniz orfozlar genellikle cinsiyet değiştirirler, hayatlarının belirli dönemlerinde erkek ya da dişi olabilirler. Bilet Fiyatları
0-2 yaş ücretsiz
Yetişkin: 29 TL
Öğrenci, Öğretmen, Engelli, 65 yaş üstü, Gazi: 22 TL (Kimlik gösterilmesi zorunludur.)
Yıllık Geçiş (Yetişkin): 75 TL
Yıllık Geçiş (Çocuk): 55 TL
4 kişilik aile: 85 TL
3 kişilik aile: 68 TL
Grup fiyatları (16 kişi ve üstü) ve reservasyonu için: 444 97 44
Galatasaray Anglikan Kilisesi (Kırım Kilisesi)
Sri Lankalı Anglikan cemaatince kullanılan Anglikan Kilisesi; Beyoğlu’nda, Galip Dede Caddesi’ne uzanan Serdarı Ekrem Sokağı’nda bulunur. 1856 yılında Lord Stratford Canning tarafından temeli atılan kilise; Abdülmecid tarafından Kırım Savaşına katılan İngiliz askerlerin hatırasına, kilise inşaatı için İngilizlere tahsis edilmiş eski Rum Mezarlığı yerine bina edilmiştir.
Taş malzemeden meydana gelen neogotik tarzın egemen olduğu yapının taşlarının tamamı Malta’dan getirtilmiş; 1970’lerde cemaatinin azalmasından ötürü ibadete kapatıldıktan sonra, 1990 yılında Anglikan Kilisesi rahibinin öncülüğünde Sri Lankalı mülteciler tarafından onartılarak, tekrardan ibadete açılmıştır.
Tuesday, August 27, 2013
Sultanahmet soğukçeşme sokağı
Sultanahmet semti içerisinde bulunan, eski türk filmlerinin unutulmaz mekanları arasında yer alır Soğuk Çeşme Sokağı. Nostaljik haliyle, tarihi yapısıyla görülesi mekanların başında gelir. Ayasofya Müzesi ve Topkapı Sarayı arasında yer alan sokak, trafiğe kapalı olma özelliğiyle fotoğraf çekmek ve İstanbul'dan güzel bir hatırayla ayrılmak isteyen turistlerin ilgisini çekmektedir.
Saturday, August 17, 2013
Rumeli Fenerin'den Karadeniz manzarası.
Rumeli Feneri Avrupa yakasında İstanbul Boğazı'nın Karadeniz'le birleştiği kuzey ucunda yer alan deniz feneridir. Karşısındaki Anadolu Feneri ile birleştiği çizgi İstanbul Limanı'nın kuzey sınırını oluşturmaktadır. Rumeli Feneri'nde Karadeniz'i izleyebilir, civardaki kafelerde oturabilir ya da Garipçe Köyü'nde oksijen depolayabilirsiniz.
Tarihteki işlevi ve ihtişamından çok uzak bir görüntü içinde olan Rumeli Feneri Kalesi şimdilerde insanlara günü birlik vakit geçirmek, çeşitli yerlerinde fotoğraf çektirmek ve kemerleri içinde mangal yakmaktan öte bir işlev içinde değildir.
Kaderine terk edildiğini herkarede ortaya koyduğumuz kale adeta bağrını karadenize dönerek sessiz bir çığlık atmakta geçmişteki ihtişamlı günlerini özlemle anarak.
Sunday, September 16, 2012
Fatih Beyazıt Kulesi
Beyazıt Kulesi’nin bugünkü yerinde Bizans zamanında da Tetratsiyon adında, uzaktan yangınları gözetlemek için bina edilmiş bir kule vardı. Osmanlı Dönemi’nde ise; Kule aynı yerine Paris’te Ecole des Beaux-Arts’da öğrenim gören ilk Osmanlı mimarı olan, mimar Kirkor Balyan tarafından ahşap olarak 1749 yılında inşa edilir. Kule yangınları gözetlemek amacıyla yaptırılan ilk kule olma özelliğini de taşımaktadır. Hüseyin Ağa tarafından yaptırılmış olan Kule’ye, Harik Köşkü veya Kulesi de denirdi. Harik kelimesi yangın anlamına gelmektedir. Kule’de görev alanlara köşklü, köşlü veya dideban da denirdi. O zamanki ahşap kule Yeniçeriler tarafından bir ayaklanma sonucu ateşe verilmiştir.
Yanan Kule’nin yerine 1828 yılında 2. Mahmut tarafından Mimar Kirkor’un kardeşi Senekerim Balyana, Kule kâgir olarak tekrardan inşa ettirildi. Beyazıt Kulesi yaptırılmadan önce yangınları gözetlemek amacıyla Süleymaniye Cami’sinin minareleri kullanılmıştır. Beyazıt Kulesi’nin yüksekliği 85 metredir. Kule’ye 256 ahşap basamakla çıkılmaktadır.
Fatih Arasta Çarşısı
Arasta el sanatları türünden çeşitli eşyaların satıldığı çarşıdır. İstanbul’da Sultanahmet Camisi’nin hemen arkasındaki Torun Caddesi’nin kuzey kanadında yer alır. Çarşıda yetmişten fazla dükkân olup; Osmanlı zamanında sipahilerin malzemeleri satılmasından dolayı, Sipahiler Çarşısı olarak da anılmıştır.
Eski Bizans kalıntıları üzerinde, geniş bir onarımdan geçirilerek yapılan Arasta Çarşısı, her iki yanı geleneksel hediyelik halı, kilim, seyahat hatırası, iznik çinileri, boyun atkısı eşya türünden ürünler satan, güzel dükkânlarla dolu dar bir sokaktır. Bu bölgede 1930’lu yıllarda yapılan kazılarda, Bizans Sarayı’na ait mozaikler bulunca, bölgenin saray kompleksine ait olduğu ispatlanmıştır.
1912 yılında çıkan yangınla tahrip olan çarşı, uzun dönem harabe olarak kalmış; son dönemlerde de gecekondu sakinlerince işkâl edilmiştir. 1980’li yıllarda Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından, mekân gecekondulardan arındırılarak, restore edilmiştir ve pazar faaliyete sokulmuştur.
Sunday, October 31, 2010
Gezi teknelerinin müziği Dolmabahçe'yi etkiliyor

Dolmabahçe Sarayı Muhafız Bölük Komutanlığı'nın 4 Ekim 2010 tarihinde Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı'na gönderdiği yazıda gezi tekneleri ve yayınladıkları yüksek sesli müziğin Dolmabahçe Sarayı'nı etkilediği ortaya çıktı.
Saray Muhafız Komutanlığı'nın yazısı üzerine Liman Başkanlığı tarafından İstanbul Deniz Ticaret Odası'na gönderilen yazıda Dolmabahçe Sarayı önünde bulunan iki şamandıra ikazına uyulmayarak kıyıdan geçildiği belirtilerek sarayda bulunan camların ve avizelerin titreşimden büyük ölçüde etkilendiği rapor edildi.
İstanbul ticaret Odası üyelerine Liman Başkanlığı'ndan gelen yazıda şamandıra ihlale bulunan gezi teknelerine ve deniz araçlarına gerekli maddeler uyarınca para cezası kesileceği uyarısı yapılarak şamandıralara dikkat etmeleri istedi.
PENCERE VE AVİZELER OLUMSUZ ETKİLENİYOR
Odaya gönderilen yazıda ise titreşim şu şekilde anlatıldı;
”TBMM Milli Saraylar Koruma Yönetmeliği'ne göre; Saray, Köşk ve Kasırların üzerinde hava araçlarının uçuşunun yasaklandığı, denize kıyısı olan Saray, Köşk ve Kasırlarda da deniz araçlarının yakın seyrinin titreşim etkisinden dolayı tarihi rıhtımlarda ve ahşap olan tarihi binalardaki pencere ile avizelerin olumsuz etkilendiği, Dolmabahçe Sarayı'nın güneyinde bu amaçla iki adet şamandıra bulunduğu fakat bir çok özel ve gezi teknesinin akıntı yönü kolaylığı veya misafirlerine Sarayı daha yakından göstermek maksadıyla seyir şamandıralarına dikkat etmeyerek şamandıra ile saray arasındaki yasaklı sahadan tehlikeli geçiş yaptığı ve ayrıca emniyet zafiyeti oluşturduğunun tespit edildiğinin belirtilerek gereken işlemin yapılmasının talep edildiği, Bu kapsamda, Dolmabahçe Sarayı önlerinde emniyeti sağlamak için atılmış bulunan iki adet şamandıra ile sahil arasında seyredilmemesi, kıyıya yakın seyirlerde yüksek sesle müzik yayınının yapılmaması ve bu amaçla gemi donatan-üyelerimiz ile gemi kaptanlarının uyarılması gerektiği, aksi halde 618 Sayılı Limanlar Kanunu ve İstanbul Liman Tüzüğü'nün ilgili maddeleri uyarınca yasal işlem yapılacağı”bildirilmektedir”
MUAYEDE SALONUNDAKİ AVİZE 4,5 TON AĞIRLIĞINDA
Dolmabahçe Sarayı'nda Muayede salonunda 36 metre yüksekliğindeki kubbeye asılı 4,5 ton ağırlığında devasa kristal avize bulunuyor. Diğer salonlarda da benzeri avizeler ve kıymetli vazolar sergileniyor.
Monday, June 08, 2009
Tarihi TCDD İstanbul Sirkeci Garı

İstanbul, TCDD İstanbul Sirkeci Garı Demiryolu Müzesi
Sirkeci Garı’nın Tarihçesi
İstanbul’un Avrupa’ya açılan kapısı Sirkeci Gar’ının temeli 11 Şubat 1888 günü büyük bir törenle atıldı. 03 Kasım 1890’da hizmete açılan görkemli gar binasının mimarı Alman mimar ve mühendis A.Jasmund’dur. Berlin Üniversitesi mezunu olan Jasmund şark mimarisi konusunda incelemeler yapmak üzere İstanbul’a gelmiş, Sultan II.Abdülhamit’in güvenini kazanarak sarayın danışman mimarı olmuştur.
Jasmund gar binasının projesi hazırlanırken özellikle bir nokta üzerinde durmuştu. İstanbul, batının bitip Doğu’nun başladığı yerdi. Birbaşka deyişle Doğu ile Batı’nın birleştiği noktaydı. Bu nedenle bina oryantalist bir uslupla hayata geçirilmeli, bölgesel ve ulusal biçim kalıplarına yer verilmeliydi. Bu uslubu yansıtmak için cephelerde tuğla bantlar kullanıldı. Sivri kemerli pencereler, ortaya ise Selçuklu dönemi taş kapılarını anımsatan geniş bir giriş kapısı yaptı. Vitraylar bu uslubu tamamlıyordu.
Binanın kaidesi granit, cephesi mermer ve Marsilya Arden’den getirilmiş taşlarla yapıldı. Bekleme salonlarına, Avusturya’dan getirilmiş büyük çini sobalar konuldu. Binanın aydınlatılması ise çeşitli yerlere konulan 300 havagazı feneriyle sağlandı.
Sirkeci Garı’nın yapıldığı dönemdeki hali çok görkemliydi. Deniz binanın eteklerine kadar geliyor ve denize taraçalar halinde iniliyordu.
Orta girişin iki yanında saat kulesi, üç büyük lokanta, ayrıca binanın arkasında geniş bir bira bahçesi ve açık hava lokantası bulunmaktaydı.
Gar’daki büyük lokanta ise binanın saat kulesi cephesindeydi. Lokantaya uzun mermer merdivenlerle çıkılıyordu.
Yedikule’de yapımına başlanan demiryolu Yenikapı’ya geldiği zaman hattın, Sarayburnu’na kadar uzanan Topkapı Sarayı bahçesinden geçirilmesi konusu uzun tartışmalara yol açmış, Abdülaziz’in izniyle hat Sirkeci’ye ulaşmıştır.
Ancak, Sirkeci’ye ulaşan demiryollarının yapımında istimlak amacıyla tarihi değerine paha biçilemeyen Bizans ve Osmanlı saray ve köşkleri yıkılmış, sahil özeliğini yitirmiştir.
Gar’ın büyük kapısı üstünde bugün mevcut olmayan ama yeri bulunan tuğra ile Muhtar Efendi tarafından tanzim edilmiş şu kıt’a yazdırılmıştır.
Ulu Hakan himmet ederek
Buyruk verdi.
Demiryol için bu gönül çeken
İstasyonu yaptırdı.
Tarihi ilan için çıktı özel bir tren
Sultan Hamit yaptırdı bu süslü ve gönül çeken istasyonu
1869 yılında yapım imtiyazı verilen 2000 km.lik Şark demiryollarının milli sınırlar içinde kalan 337 km.lik İstanbul-Edirne ve Kırklareli-Alpullu kesiminin 1888 de bitirilerek işletmeye açılmasıyla İstanbul, Avrupa demiryollarına bağlanmıştır.
Müze İstanbul Gar Binası içinde yaklaşık 45.50 metrekarelik alanda 23 Eylül 2005 Müze demiryolu sevgisini halkımıza aşılamak, gelecek nesillerin kullanılan eski objeleri tanımasına yardımcı olmak ve kaybolup yok olmalarını önlemek amacıyla kurulmuştur. Müzede sergilenen eserler, bulunduğu yer sebebiyle Sirkeci Garı ağırlıklıdır. Yaklaşık 300 eser sergilenmektedir.
Müzede sergilenen bazı eserler;
· Kuruluşun kapatılmış birimlerden olan Hastaneler ile TCDD Meslek Lisesi ve TCDD Pratik Sanat Okuluna ait fotoğraf ve objeler,
· Osmanlı dönemi evrak, vesika, harita, plan projeler ile Orient Ekspresine ait malzemeler,
· Kuruluşun kullandığı araç, makine ve teçhizat malzemeleri,
· Çalışır vaziyette bulunan tren maketi,
· Sirkeci/de ilk çalıştırılan elektrikli banliyö treninin makinist bölümü,
Müze, Salı-Çarşamba-Perşembe-Cuma ve Cumartesi günleri saat 09.00-12.30 13.00-17.00 saatleri arası hizmet vermektedir.
Boğaz’ın Erguvanları solmadan

İstanbul’a en çok yakışan ağaçtır. Aslında çiçek açmadığı zaman, şekilsiz bir çalı. Ama hava biraz ısındı mı, şöyle nisan ortası gibi; bir şölene dönüyor bütün şehir. Japonların kiraz çiçeği bayramı solda sıfır kalır. Benim şehrimin erguvanları, bana göre menevişli, cilveli, pespembedir. İstanbul’un en güzel mevsimi, erguvan mevsimidir…
Her sene aynı oluyor: Bir koşuşturma başlıyor, bir harala gürele, baharın gelişi gecikiyor; erguvan mevsiminin o görkemli açılışını atlıyorum. Ne zaman ki öylesine yolda yürürken yere düşen o pembemsi çiçeklere basıyorum, o renk başımı döndürüyor; birden kendime geliyorum. Erguvan Mevsimi! Aynı anda o korkunç “Eyvah, kaçırdım mı?” hissiyle, işi gücü atıyorum. Ajandada ne varsa iteliyorum. Hemen Boğaz’da alıyorum soluğu. İki yakada birden dolaşıp erguvanları seyrediyorum. O aralarda çıkan pembe çiçeklerle, şehrimin Şehrazat’ın masalları gibi, görkemli ve masalsı duruşuna aşık oluyorum…
Dernekleri bile var
Erguvan, baklagiller familyasından, 2-10 metre boylarında bir tür çalı ya da ağaççık. Kışın yapraklarını döküyor. Erguvani renkteki çiçekleri, ilkbaharda belirmeye başlıyor. Çiçekler dalların, hatta ağaççıkların gövdelerinde açıyor. Bu morla pembe arasındaki taklit edilemez renkteki çiçekler, taa uzaklardan bile fark ediliyor. Yaza girmeden de o olağanüstü gösteri, ne yazık ki sona eriyor. ”Aşk Ağacı” da deniyor, ama Erguvan’ın batı dünyasındaki yaygın adı "Juda's tree-Yehuda'nın ağacı". Efsaneye göre İsa'ya ihanet eden Yehuda, duyduğu pişmanlık sonunda kendini bir erguvan ağacına asar. O zamana kadar bembeyaz çiçeklerle açan ağaç, o günden sonra "erguvani" renklere bürünür. İlkbaharda gövdeden ve dallardan çıkan çiçekler de, efsaneye göre gözyaşlarıdır... Sonsuz romantikliğinden olsa gerek, "Aşk ağacı" olarak da adlandırılan erguvanın çiçekleri yenebiliyor. Doğu tıbbında damar açıcı olarak kullanılıyor. Amerikan yerlileri olan Kızılderililer de, ateşli hastalıklar ve bulantıya karşı ağacın kökünü ve dallarının kabuklarını kaynatarak suyunu içiyor.
Anadolu’nun bazı yerlerinde, hafif ekşimsi tadından dolayı, salataya serpiliyor; hafifçe kızartılarak da yeniyor. Marmara, Ege ve Akdeniz'de, biraz da Batı Karadeniz'de görülüyor. Aslında Akdeniz kökenli olduğu için, İstanbul’un kuzey rüzgarlarına açık olan bölgelerinde pek yaşayamıyor.
Uzun yıllardır, çeşitli şehirlerde adına şenlikler düzenleniyor. Sevenleri Ankara’ya bile dikiyor. Tabii tartışmasız, bana göre, en çok İstanbul'a yakışıyor.
Ağaçlarının çiçek açması, mevsime göre değişiyor. "Erken ilkbahar" dönemi, bazen nisan sonuna kadar uzuyor. Hatta bazen mayıs başına kadar kendini göstermediği oluyor.
Bir sürü çeşitte ve değişik renkte çiçek açanı bulunuyor. Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin çıkardığı "Erguvan Muhabbeti" kitabından, Ramis Dara'nın olağanüstü çalışmasından öğrendiğime göre de, ülkemizde en yaygın olan "cercis siliquastrum" türü erguvan. Bu türün ayrıca "alba", "rubra", "fructu ruba", "bodnant", "penduliflora" gibi alt türleri de mevcut. Gene aynı kitapta, Bursa’da kutlanan “Erguvan Bayramı”ndan, vakitsiz ölen Emir Sultan’ın ölüm gününe denk gelen erguvan açma zamanından bahsediliyor.
Zeynep Göğüş’ün başlattığı “Bir Erguvan Ağacı Dikelim” kampanyasının sonucu mudur nedir, bu mevsim başımı nereye döndürsem o renkle karşılaşıyorum: Puslu bir pembe; hafif mavi ve morlar katılmış bir tür açık mor.
Tuesday, August 28, 2007
Galata semti tarihi yapıları

Yer altı Camii, Bizans'ın kuşatma zamanlarında Haliç'e girişi engellemek için gerdikleri zincirin kuzey ucunun bağlandığı Kastellion Kalesi'nin bodrumudur. Bu bodrum 1757 yılında camiye çevrildi. İçinde İstanbul'un ilk Arap kuşatması sırasında şehit düştüğüne ve buraya gömüldüklerine inanılan iki sehabenin mezarı camiye çevrilen bu bina içinde yer alır.
Tophane Çeşmesi
1732 yılında yapılmış, bir meydan çeşmesi uygulamasıdır. Yapı dönemin zevkine uygun olarak bitki motifleriyle bezenmiştir.Tophane Çeşmesi, güneyden Kılıç Ali Paşa, kuzeyden Nusretiye camileriyle, batıdan Tophane atölyeleri ve doğudan rıhtım ile çevrili Tophane Meydanı’nın ortasında inşa edilmiştir. Zamanla kıyının doldurulmasıyla denizden uzakta kalmıştır. 1700- 1740 yılları arasında meydanların ortasına geniş saçaklı, anıtsal meydan çeşmeleri yapılmıştır. Böylece çeşme yapımında klasik Osmanlı üslübundan Batı üslübuna geçiş yaşanmıştır. Tophane Çeşmesi de bu geçiş döneminin eseri olan bir çeşmedir. Çeşme Gümrük Emini olan Ahmed Ağa'ya 76.000 kuruş 84 akçeye yaptırılmıştır. Çeşme yapılacağı zaman burada bulunan tüm dükkanlar yıktırılarak meydan açılmıştır. İlk yapıldığı dönemde geniş saçaklı, kubbe örtülü, 8 musluklu bir çeşme olduğu gravürlerden anlaşılmaktadır. Çeşmenin dört tarafı mimari ayrıntı olarak birbirinin aynısıdır. Çeşmenin açılışı ile Taksim Suyu Sistemi faaliyete girmiştir ve padişah Taksim'den suyu kendi eliyle salıvermiştir.
Çeşme, yapıldığı dönemin zevkine uygun olarak bitki motifleriyle bezenmiştir. Taş süslemede saksı içindeki meyve ağaçları, vazoda çiçek görüntüleri yer alır. Bu motifler dikdörtgen çerçevelere, kenarlara ve nişin içine doğru bir sıralama dizi gibi sıralanmışlardır. Motifler birbirlerinden farklı kompozisyonlarda birer natürmorttur.
Çeşmenin geniş ve üst köşelerinde eğri dönen saçağı ile barok mimari yaklaşım 1730'lu yılların karakteristiğidir.
Galata Kulesi

Galata Kulesi 1348 yılında Cenevizliler tarafından inşa edilmiştir. İstanbul'un fethinin ardından,Zaganos Paşa'nın buyruğuyla onarılan kuleye bir dizdar tayin edilmiştir. Galata surlarının baş kulesi olan Galata Kulesi 1509 yılında İstanbul'u sarsan ve Küçük Kıyamet adı verilen deprem de hasar görmüş, II.Beyazıt'in buyruğuyla Mimar Murat bin Hayrettin tarafından onarılmıştır.
Kule 15.yüzyılda tersane deposu, 16. yüzyılda zindan, 18.yüzyılda yangın gözetleme kulesi olarak kullanılmıştır. 1794 ve 1831 yıllarında tümüyle yanmış, 1875 fırtınasında ve 1894 depreminde zarar görmüş, 1960'lı yıllarda tepeden tırnağa onarılmıştır. Kule bodrumuyla birlikte 61m yüksekliğinde ve 12 katlıdır.
St. Benoit

15.yüzyılda bir Cizvit Şapeli olarak inşa edilmiştir. Okulun bahçesinde Ceneviz Surlarından bir kule hala durmaktadır.
Tophane
Askeri yapıların en görkemlilerinden biri olan Tophane, Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan daha sonra geliştirilen bir askeri yapılanmadır.Bu günkü 8 kubbeli taş ve tuğla karışımı yapı III.Selim tarafından 1803 yılında aptırılmıştır. Yapı önündeki Tophane Müşirliği Dairesi 1957 yılında yol inşası sırasında yıktırılmıştır.
Friday, July 20, 2007
Kilyos'un upuzun geniş bir kumsalı var

Kilyos, İstanbul'a en yakın sayfiye yerlerinin başında geliyor. Kilyos'a Sarıyer'den sahilden gitmek mümkün ama sahil özellikle haftasonları çok kalabalık olabiliyor. Biz Kilyos'a Bahçeköy'den orman yolundan gidiyoruz. Yani Maslak'tan Sarıyer'e giden yolda, Kilyos tabelalarını takip ediyoruz. Sarıyer'den Kilyos'a kalkan minibüs ve belediye otobüsleri de ulaşım için diğer bir alternatif. Yolun son üç kilometrelik bölümü çakıllı. Bu yüzden yolun bu kısmında yavaş gitmek gerekiyor.
İstanbul'dan yaklaşık 45 dakikalık bir mesafede Kilyos.
Kilyos'a varır varmaz, hemen Kilyos denince ilk akla gelen yere, plajlara doğru yol aldık. Ama Kilyos'un meşhur sahiline inmeden önce köyün merkezinden geçiyoruz.
Kilyos'a gelirken plajla ilgili herşeyi yanınızda getirmeniz iyi olur ama unuttuysanız da burada mayodan deniz topuna kadar her şeyi bulabilirsiniz. Biz de hemen bir şapka ve plaj hasırı alıp hemen plaja doğru yola koyuluyoruz.
Kilyos'un upuzun geniş bir kumsalı var. Kilya beach ve Solar beach bu kumsaldaki iki büyük tesis. Bizim gittiğimiz gün hava rüzgarlı . Zaten hava da Kilyos'ta genelde böyle oluyor, deniz de çoğunlukla dalgalı...
Cankurtaran Hakan Güngör, Karadeniz'in zaman zaman çok tehlikeli olabileceğini söylüyor. "Bir gün çok durgun olabiliyor, bir anda dev dalgalar çıkabiliyor" diyor.
Kilyos'a gelmeden önce hava durumuna bakmakta yarar var. Gün içindeki değişiklikleri ise cankurtaranlar meteorolojiden takip ediyor zaten. Gerektiğinde denize girenleri de hemen uyarıyorlar. Biz buradayken Karadeniz'den korkmaya gerek yok diyorlar.
Solar beach, gündüzleri deniz keyfi yapmak isteyenlere, gece de çoğunlukla konserlere ev sahipliği yapıyor. Deniz, güneş ve temiz havadan acıkınca, Solar beach'in terasında balık hariç hemen her tür yemeği yiyebilirsiniz. Giriş hafta içi 15, haftasonu 25 milyon. Müziği, denizi ve eğlencesi ile son derece hareketli bir plaj , Solar beach. Özellikle uzak bir yere tatile gidemeyenler için güney plajlarını aratmıyor.
Kilya beach ise, Solar beach'in yanında. Kilya'ya hafta içi 10, haftasonu 15 milyona girilebiliyor. Kalabalık ailelerin tercihi daha çok Kilya beach. Kilyos'un eski Turban Oteli de şimdi Kilya Resort Otel olarak hizmet veriyor.
Kilyos sahilinde bir de halk plajı bulunuyor. Buranın girişi de 5 milyon. 2001'in Eylül ' ünde karaya oturan bir geminin enkazı da hala duruyor burada.
Kilyos'un adı Rumca'daki kum kelimesinden geliyor. Zaten buranın resmi adı da Kumköy. Bunca kumsalıyla bu adı hakediyor doğrusu.
Kilyos'ta yeme içmeye gelince plajlarda ufak tefek birşeyler atıştırabilirsiniz. Kilyos'un içinde ise döner ekmek gibi yiyecekler var. Ama balık yemek isterseniz, sahildeki balık lokantalarına gitmek gerekiyor.
Kilyos'a günübirlik gelip bütün günü plajlarda geçirdikten sonra evinize dönebilirsiniz. Ama eğer burada kalmak isterseniz farklı nitelikte yedi tane otel var burada.
Kilyos'un otellerinin hepsi denize ve plajlara bakıyor, yani manzara çok güzel. Denize girmek için ise otellerden çıkıp biraz yürümek gerekiyor.
Kilyos'un plajları meşhur ama köyün arkasındaki ormanları da unutmamak lazım. Özellikle yürüyüş yapmak isteyenlere orman tarafında da birçok farklı alternatif var.
Kilyos'u gezdikten sonra, biraz da civarındaki köylere gidelim diyoruz.
Dalia Beach, Kilyos'un yanıbaşında Demirciköy'de. Burası diğer plajlardan oldukça farklı. Burada müzik yok, gürültü yok, buranın 5 km'lik çevresinde yerleşim dahi yok. Sadece dalgaların sesleri ve bülbül seslerini duyuyorsunuz.
Dalia beach, arkasındaki çimlik alanı ve leziz deniz ürünleri sunan balık restoranı ile farklı bir çizgide. Burayı çoğunlukla daha sakin bir gün geçirmek isteyenler tercih ediyor.
Ev hanımı Seçkin Yüksel haftanın üç günü buraya geldiğini söylüyor, özellikle çocuklarım için geliyorum diyor.
Demirciköy'deki diğer bir plaj da Uzunya Beach. Uzunya da başını dinlemek isteyenler için ideal. Koydaki küçük balık lokantası'nda mevsimine göre balık çeşitleri de her daim mevcut.
Kilyos'ta Plajlar
Solar Beach 0212 201 10 12 www.solar-beach.com
Kilya Beach - Resort Otel 0212 201 23 55
Dalia Beach (Demirciköy) (0212) 204 03 68
Uzunya Beach (Demirciköy) 0212) 204 07 33
Burc Beach (Gümüşdere) (0212) 203 02 30
ULAŞIM
İstanbul'a 25 KM ve 45 dakika uzaklıkta. Maslak'tan Sarıyer yönüne doğru gidilir. Bahçeköy üzerinden Kilyos tabelaları takip edilir.
Caddebostan'da plajında şenlik var

İstanbul 40 yıl aradan sonra Caddebostan Plajı'na tekrar kavuştu. Tamamlanması iki yılı alan plaj, açıldığı günden bu yana halkın akınına uğruyor. Girişin ücretsiz olduğu plajda, güneşlenen bikinili genç kızların yanı sıra pantolonuyla denize girenleri görmek de mümkün...
Gülse Birsel'in anlatımıyla Caddebostan plajı:
"MAYO MU DEĞİL Mİ?!
Denizde, futbol topu ve şambrel, aksesuvar olarak çok popüler! Plaj modası ise, erkeklerde iç çamaşırı mı, şort mu, mayo mu olduğu netleşmeyen, belki Emine Erdoğan'ın giysilerine yapıldığı gibi modacılar tarafından tartışılması gereken giysilerden oluşuyor! Çekim günü, ayrı bir yazı hikayesidir! Biz film çekiyoruz, önde "iç çamaşırlı vatandaşlar", arkada "mayo görevlisi" koşturuyorlar.
Etraftaki gerçek vatandaş mest! Alkış kıyamet, tezahürat!Öndeki kahraman vatandaşları mı alkışlıyorlar, arkadaki görevliyi mi belli değil! Bir kısmı halktan, bir kısmı otoriteden yana, ama birlikte güneşlenebilecek kadar da "hepimiz kardeşiz" bir ortam var! Mayo zabıtaları veya "görevliler" hala "iç çamaşırı" tartışmasında bir noktaya parmak basmak peşinde. "Bütün iş kendini bilmez 20-30 kişiden çıkıyor, yoksa vatandaşta mayo bilinci tam" diyorlar! Demek ki, yıllardır Büyükçekmece'de, Fulya Plajı'nda, Boğaz'da falan gördüğümüz iç çamaşırlı yüzücüler hep aynı insanlar!
Hani o yirmi otuz kişiyi yakalayıp zorla birer Speedo giydirsek, bitti!
Esas mevzu da başka bence.
İzlenimlerime göre Caddebostan sakinleri, "sakinliğin" bitmesinden şikayetçi! "Yol kenarı şık apartmanların jogging aileleri", "çamaşırdan hallice mayolarla deniz kenarında çekirdek çıtlayan aileler" in semtlerini işgal ettiğini düşünüyor! "
Caddebostan Plajı 40 yıl sonra İstanbulluları ağırladı
Ortasından deniz geçen bir kent olsa da, İstanbul'da denize girmek bir nostaljiydi. Bir hafta önce yeniden açılan Caddebostan Plajı, deniz ve güneş keyfini özleyen her yaştan İstanbullu'nun gözdesi olmaya aday.

Caddebostan plajı 40 yıl aradan sonra yeni misafirlerini ağırladı. Başta Kadıköylüler olmak üzere tüm İstanbullular plajı merakla bekliyordu. Yaşı yetenler eski günlerini özlemle anarken, gençler onların anlattıklarına özeniyordu. Sonunda Kadıköy ve Bostancı arasında açılması planlanan Fenerbahçe, Caddebostan ve Suadiye plajlarının ilki hizmet vermeye başladı. Üstelik ilk günden itibaren deniz ve kumun tadını çıkarmak isteyenlerin akınına uğradı. Öyle ki havanın kapalı olduğu günlerde bile bir şezlong, hatta havlunuzu kumun üzerine serecek küçük bir alan bulmak imkansızdı.
Ziyaretçiler dört bir tarafı denizle çevrili bu kentte tatil keyfi yapabildikleri için çok mutlu. Özellikle de denize girmek için tatil yörelerine gitmeye imkanı veya zamanı olmayanlar. Yan yana iki küçük koydan oluşan plajın bu kadar çok ilgi görmesinin bir başka nedeni ücretsiz olması. Aslına bakılırsa İstanbullular plajda yüzmeyi ve güneşlenmeyi 1918'de akın akın Türkiye'ye gelen Rus göçmenlerden öğrenmişlerdi.
1950'li yıllarda en parlak zamanını yaşayan Caddebostan Plajı, İstanbullu tatilcilerin sayfiye mekanıydı. Kadınların ve erkeklerin son moda mayo ve aksesuarlarıyla geldiği plajda, yılın en eğlenceli zamanları yaşanırdı. Plaj güzelleri seçilir, oyunlar oynanırdı. Kimi yüzmeyi orada öğrendi, kimi ilk aşkını orada yaşadı. İstanbul aşığı Orhan Veli'nin de sürekli yüzdüğü içinde incir ağaçları bulunan Caddebostan Plajı'nı, burada yaşayan Reşit Bey işletirdi. Reşit Bey asla kravatsız dolaşmayan bir İstanbul beyefendisiydi. Kız kardeşi Naciye Hanım ise kapıda bilet keser, hemen bütün müşterileri tanırdı. Plaja giriş 60 paraydı. Bugün Akdeniz ve Ege'deki tatil yörelerinde karşılaştığımız görüntüler yaşanıyordu. Örneğin plaja Bağdat Caddesi'nden inen sokakta güneş kremleri, deniz oyuncakları satılırdı. Güneşin batışıyla kalabalık dağılır, bu sefer bir başka eğlence olan plaj geceleri başlardı. Plajın yanındaki Caddebostan Gazinosu'ndan gelen sesle birlikte, muhabbet geç saatlere kadar devam ederdi.Caddebostan Plajının hızlı yaşantısı Reşit Bey'in ölümüne kadar sürdü. Reşit Bey'den sonra geceli gündüzlü yüzlerce insanın bulunduğu bu plajı idare etmek Naciye Hanım'a zor geldi ve plaj kiraya verildi. Fakat eski havası kaybolmuş, müşteriler değişmişti. Günün birinde yol genişletildi. Plaja ait bütün binalar yıkıldı. Böylece Reşit Bey'in plajından en küçük bir iz bile kalmadı.
HER SAAT KALABALIK

Zamanla değişen tüketim alışkanlıkları İstanbul'un dört bir yanındaki plajların da tarih sahnesinden silinmesine sebep olmuştu. Ta ki Kadıköy Belediyesi'nin çalışmalarına kadar. Caddebostan plajının bulunduğu yere yaklaşık iki yıl önce kum döküldü. O zamandan beri Caddebostanlılar bir yandan burada güneşlenirken bir yandan açılacak plajı merakla bekliyorlardı. Plajların açılması konuşulurken merak edilen bir diğer konu ise denizin temizliğiydi. İSKİ'nin yaptığı ölçümlere ve Mavi Bayrak kriterlerine göre bu bölgede denize girmekte bir sakınca yok. Plajın ziyaretçileri de buna inanmış gibi gözüküyor. Çünkü kalabalık yalnızca kumların üstünde değil, denizde de dikkat çekiyor. Plaja gitmek için Caddebostan'daki Migros'un arkasından Fenerbahçe istikametine yürümeniz gerekiyor. Aslında elinde şişme oyuncakları olan çocukları takip ederek de plaja kolayca ulaşabilirsiniz. Sahil yolundan yürürken hafif aşağıda kalan plaja yaklaştığınızda öncelikle kıpkırmızı bir manzarayla karşılaşıyorsunuz. Biraz daha yaklaştığınızda onların güneşten korunmak isteyenlerin açtığı şemsiyeler olduğunu anlıyorsunuz.
İSTANBUL'UN BEACH CLUB'LARI VE PLAJLARI
BURC BEACHBoğaziçi Üniversitesi'nin tesisi olan Burc Beach, İstanbul'un kuzey sahilinde Karadeniz'in incisi Gümüşdere'de yer alıyor. Sabah saatlerinden itibaren gününüzün dolu dolu geçmesini için her türlü akitivitenin bulunduğu Burc Beach'in 2 km'lik kumsalı bulunuyor. Su sporları ve plaj sporları olarak kiteboard, katamaran, windsurfing, bodyboard, skimboard, wavesurf yapılmaktadır.Ahşap güneşlenme "deck"leri, şemsiye ve şezlongları, 150 kişilik cafesi, 600 araçlık kapasiteli otoparkı, beach barı, lezzetli plaj ve yaz yemekleri, günbatımında düzenlenen "beach party"leri ile özellikle haftasonları eğlence, spor ve müziğin adreslerinden biri haline geliyor.
Adres: Demirciköy, Kilyos Telefon: Rezervasyon için: 0212 359 58 00 / 134-135 (rezervasyonlar cuma akşamı 21:00'a kadar yapılmalıdır).
DALİA BEACH CLUBZekeriyaköy'ü ve Kilyos'u ardında bırakıp Demirciköy yoluna saptıktan az sonra , solda bir işaret göreceksiniz: Dalia. 2002 yılı yaz sezonunda faaliyete geçen Dalia Beach Club, İstanbul' lulara Akdeniz ortamını Karadenizde yaşatmayı hedefliyor. Dalia, yeşil alanları, cafesi, barı, özellikle balık menüsüyle doyamayacağınız restaurantı, plaj valeybolu, dergi-kitap köşesi, özel güvenliği, bin araçlık otoparkı ve bir klüpte istenebilecek bütün olanaklarıyla sizi bekliyor. Günlük yaşamın stresini doğada gidermek isteyenler için, çok özel bir alternatif olan Trekking, kumda özgürlüğü yaşamak için Plaj Voleybolu, denizde ise Sörf yapabilir sevdiklerinizle Dalia Beach Club'da hoşça vakit geçirebilirsiniz. Dalia'nın Dalia Cafei Dalia Restaurant ı da acıkanlara zengin bir mönü ile hizmet veriyor. Sabah 08:00'de açılıyor.
Adres: Demirci Köyü-Sarıyer Telefon: 0212 204 01 69 - 204 03 68
DODO İSTANBUL SEA CLUB
Tuzla'da hizmet veren Dodo İstanbul Sea Club, hem restoranlarının hem de aktivitelerinin zenginliğiyle İstanbullu deniz tutkunlarını kendisine çekiyor. Haftanın yedi günü hizmet veren Dodo, hafta içi 11:00-24:00, hafta sonu ise 11:00-02:00 saatleri arasında açık. Dodo'nun iki restoranı bulunuyor. Akdeniz yemekleri sunan Yunan restoranı El Greko ve Brezilya restoranı Rodizio. Bar olarak Escoba Beach Bar ve cafe olarak Nescafe Cafe Corner hizmet veriyor. Sörf yapmaya imkan sağlayan Dodo'nun 25 kişilik eğitim veren bir sörf alanı bulunuyor. Dodo İstanbul Sea Club'da haftanın her günü sörf yapabilir ve Club'dan yararlanabilirsiniz. İsterseniz Nescafé Cafe Corner`da ağaçların altında minder veya hamaklarda dinlenebilir ya da aktivitelere katılabilirsiniz. Dodo İstanbul Sea Club'da gün boyu müzik, gün boyu eğlence, gün boyu aktivite var. Ve tabi ki cumartesi ve pazar en özel günleri. Dodo İstanbul Sea Club her haftasonu gecesi Escobar Beach Bar'da içeriği her hafta değişen beach partileriyle de bizleri İstanbul atmosferinden çıkarmayı hedefliyor.Beach Club ve Sörf İstasyonu 200 kişilik partilere ev sahipliği de yapıyor.
Adres: Ankara Mercan Çınarlı Sok. No:1 Tuzla Telefon: 0216 446 87 37-38

GOLDEN BEACH CLUB
Golden Beach Club, tatilin keyfini İstanbulda sürmenizi eğlenceyi ve dinlenceyi evinizin yakınlarında yaşamanız için açıldı. Hem günübirlik, hem dilediğiniz kadar kalacağınız Golden Beach Club, kaliteli bir tatilin İstanbul'daki adresi... Golden Beach Club, İstanbul'un karadeniz kıyısında yaşamın özgürlüğünü, renklerin cümbüşünü ve bir tatil düşünü size cömertçe sunan saklı bir cennet. Konaklama ve aktivite imkanları: 26 adet bungalow, 6 adet suit oda, Camping Restaurant, Kır Kahvesi, Snack bar, Beach bar, Beach volley, Bisiklet ve yürüyüş parkuru, Tırmanma duvarı, Mini golf sahası.
Adres: Marmaracık Koyu, Rumelifeneri Telefon: 0212 325 55 83-84

NON-STOP BEACH
Kilyos kıyısında 24 Haziran'da hizmete giren non-stop beach deniz,kum ve güneşin tadını çıkarmak için ideal bir beach. Giriş ücreti ve servis bakımından diğer beachlerden farklı olan non-stop beach'te hafta sonları Njoy Sport Club eğitmenleri eşliğinde aerobic, tae-bo, pilates, aquagym, yoga, body pump gibi spor aktiviteleri yapabilmek fırsatınız var. Beach volley, parti ve konserlerin olduğu non-stop beach'te ayrıca her hafta sonu DJ partiler verilmekte,jetsky,banana,kano ve deniz bisikletine binebilirsiniz. Hafta içleri 09:00-00:00 arası hizmet veren non-stop beach, hafta sonlarıda 24 saat hizmet vermektedir.
Adres: Kilyos Turban Yolu No:4 Kilyos Telefon: 0212 219 22 93 - 230 21 04

SANELA BEACH CLUB
Sanela Beach Club; Boğaz'ın Karadeniz girişine hakim geniş manzarası, tatlı bir akıntıya sahip temiz denizi ve plajıyla yaz aylarını renklendirecek. Sanela Beach Club; yemekleri, barı, gün boyu sürecek müzik ve aktiviteleriyle konuklarını ağırlarkenn, her gün 09:00-17:30 saatleri arasında açık olacak. Eski adı Tarabya Plajı olan Sanela Beach Club, 26 yıldır Tarabya Koyu'nda hizmet veren Le Pechuer Restaurant'ın bünyesinde yer alıyor. Le Pechuer Restaurant, özellikle yaz aylarında bahçesi ve terasının da öne çıkmasının yanı sıra yeşili ve denizi birleştiren konumu ile dikkat çekiyor.
Adres: Yeniköy Cad. No:80 Tarabya Telefon: 0212 262 00 20
SOLAR BEACH
2002 yaz sezonunda faaliyet geçen Solar Beach, 30.000 m2'yi aşan alanıyla Türkiye'nin en büyük özel plaj ve açık hava performans merkezi olma özelliğini taşımakta. Solar Beach, Kilyos'ta gündüzü ve gecesiyle 24 saati dolu dolu yaşayan bir ‘vaha'... Genis altyapı olanakları, otopark alanları, özel plaji, catering alternatifleri, konser ve performans sahneleri, sinirsiz spor alternatifleri, tüm yaz sezonuna yayılan gündüz ve gece aktiviteleri ile Solar Beach, İstanbul için yaz aylarının ‘vazgeçilmez'i... Konukların hizmetine sunulmuş olan 1 kilometrelik özel plajın haricinde yararlanabilecekleriniz: Axess Lounge (400 kişiye kadar yemek servisi imkanı), Beach Bar, Solar Bar (40 metrelik ana bar), BBQ Corner, Performanslarda kullanılan 6 modüler bar, Performanslarda kullanılan 4 ek yiyecek servis noktası, Çocuklu ailelere yönelik Kids Club, 3.000 kişilik şezlong ve minder, 9 adet güneşlenme terası, 2000 araçlık özel otopark, 3 ayrı bölümde 60 adet WC, 40 adet duş ve soyunma kabinleri. Solar Beach hafta içi 09:00-16:00 arası, hafta sonuda 09:00-18:00 arası hizmet verecektir.
Adres: Turban Yolu Caddesi 4 – Kilyos Telefon: 0212 201 21 39

WATTABE
Türkiye’nin ilk Doğa Sporları merkezi olan Wattabe Büyükçekmece gölüne 1 km.sahili olan 610 dönüm doğada hayata eklenmiştir. Dünyada gerek kişisel, gerekse kurumsal olarak yaşam kalitesini artırmanın önde gelen elemanları arasında yer alan Doğa sporları kavramının Türkiye’deki ilk kurumsal merkezidir. Wattabe'de Su Sporları (Yelken, katamaran, laser, rüzgar sörfü, sea kayak, kano), Motor Sporları (4X4 off road, buggy, ATV ) gibi sporlarından birini tercih edebilirsiniz. Motor ve su sporları dışında Mountainbike, paintball, çeşitli kurslar ve şirketler için eğitimler düzenliyorlar. Çeşitli aktivitelerde acıkan ve yorulanlar için Wattabe'nin restaurant ve barı da mevcut.
Adres: Alkent 2000 Lakeside 34900 Büyükçekmece Telefon: 0212 857 82 92 - 857 82 93








